Şövalye'nin Ölümü
Era’nın Işık Hanımı, gitmesi gerektiğine karar verdi. Biliyordu, ama içinde bir şey isyan ediyor, kabul etmiyordu.
Artık bir karara varmış olmanın verdiği azimle ayrıldı pencereden. Yolculuk pelerinini almak için dolabına döndüğünde, aynadan kendisine bakan yansımasını tanıyamadı bir an. Alnı saatlerdir buz gibi cama dayanmaktan kızarmıştı. Gözyaşları sanki yanaklarına derin oyuklar kazmış, elinde sımsıkı tuttuğu parşömen sırılsıklam olup paçavraya dönmüştü. Kan çanağı gibi olmuş gözlerine baktı. Boğazından engelleyemediği bir feryat koptu.
Dizlerinin üstüne çöktü Işığın Hanımı. Tüm dünyanın acılarının çökertemediği omuzları hıçkırıklarla sarsılırken, yıkıldı Işığın Hanımı…
Öyle buldu onu sadık yaveri. Bir eli boğazında, bir eli parşömeni göğsüne bastırmış, alnı yerde, dizleri üstünde, baygın halde.
“Don tutmuş toprağa rağmen mezarını kazabilmişler” diye düşündü Earlinde. Düşüncenin anlamsızlığı ve yersizliğinin farkındaydı.
Aslında buraya kadar gelmesine gerek yoktu. Biliyordu öldüğünü, o kadar güçlüydü ki kalbindeki bağlar, öldürücü darbeyi kendisi almış gibi hissetmişti. İnanmak istememişti, kabul etmek istememişti, ama sonra o uğursuz parşömen gelmişti.
Mezarın ayakucunda diz çöktü. Eleri sevgilisinin teninin okşar gibi dokundu toprağa.
“O güzel gözlerini artık göremeyeceğim, tenim bir daha hiç hissetmeyecek sıcak nefesini. Benim emrimle buradaydın, senin ölmene sebep olduğumu düşünmekten kendimi alamıyorum. Hayatta sevmek için kendime engel olamadığım tek insanı kaybettim. Affet beni aşkım. Ben kendimi asla affetmeyeceğim. Rahat uyu sevgilim, kalbim hep senin yanındaydı, şimdi ruhumu da burada bırakıyorum. Seni hep sevdim, hep seveceğim. Elveda...”
Artık bir karara varmış olmanın verdiği azimle ayrıldı pencereden. Yolculuk pelerinini almak için dolabına döndüğünde, aynadan kendisine bakan yansımasını tanıyamadı bir an. Alnı saatlerdir buz gibi cama dayanmaktan kızarmıştı. Gözyaşları sanki yanaklarına derin oyuklar kazmış, elinde sımsıkı tuttuğu parşömen sırılsıklam olup paçavraya dönmüştü. Kan çanağı gibi olmuş gözlerine baktı. Boğazından engelleyemediği bir feryat koptu.
Dizlerinin üstüne çöktü Işığın Hanımı. Tüm dünyanın acılarının çökertemediği omuzları hıçkırıklarla sarsılırken, yıkıldı Işığın Hanımı…
Öyle buldu onu sadık yaveri. Bir eli boğazında, bir eli parşömeni göğsüne bastırmış, alnı yerde, dizleri üstünde, baygın halde.
“Don tutmuş toprağa rağmen mezarını kazabilmişler” diye düşündü Earlinde. Düşüncenin anlamsızlığı ve yersizliğinin farkındaydı.
Aslında buraya kadar gelmesine gerek yoktu. Biliyordu öldüğünü, o kadar güçlüydü ki kalbindeki bağlar, öldürücü darbeyi kendisi almış gibi hissetmişti. İnanmak istememişti, kabul etmek istememişti, ama sonra o uğursuz parşömen gelmişti.
Mezarın ayakucunda diz çöktü. Eleri sevgilisinin teninin okşar gibi dokundu toprağa.
“O güzel gözlerini artık göremeyeceğim, tenim bir daha hiç hissetmeyecek sıcak nefesini. Benim emrimle buradaydın, senin ölmene sebep olduğumu düşünmekten kendimi alamıyorum. Hayatta sevmek için kendime engel olamadığım tek insanı kaybettim. Affet beni aşkım. Ben kendimi asla affetmeyeceğim. Rahat uyu sevgilim, kalbim hep senin yanındaydı, şimdi ruhumu da burada bırakıyorum. Seni hep sevdim, hep seveceğim. Elveda...”